Şeyh Said İsyanı’nın Gizlenen Yüzü: Azadî Örgütünün Rolü
Üslûbuna ve Türkçeyi kullanmaktaki maharetine hayran olduğum Necip Fazıl, "Son Devrin Din Mazlumları" adlı eserinde Şeyh Said İsyanı'nın bir düğünde jandarma ve ahali arasında çıkan anlık bir olay olduğunu ve sadece dinî kaygılarla başlatıldığını söyler ki bu doğru değildir.Tarihçi olmadığı halde Necip Fazıl'ın tarihle ilgili eserleri ve hükümleri maalesef Türk halkının yanlış tarih algısında azımsanmayacak bir katkıya sahiptir.
Tarihçi Semih Çınar’ın uzun ve titiz araştırmalarının ürünü olan doktora çalışması “İsyan ve Hüküm” adlı eserinde ortaya konulduğu üzere uzun süre planlanan isyanın ortaya çıkışında hem dinî hem de siyasî etkenler rol oynamıştır. Bölgedeki güçlü dinî ve feodal(ağa) otoritesi sayesinde sözü geçen bir kişi olan Şeyh Said, isyanın dinî yönünü temsil ederken siyasî hazırlıklar ise büyük ölçüde Azadî Örgütü tarafından yürütülmüştür.
Azadî Örgütü 1923 yılında Erzurum’da kurulmuş gizli ve hücre tipi yapılanan etnik-ayrılıkçı bir örgüttür. Örgütün amacı bağımsız bir Kürdistan kurmaktır. Kurucuları arasında Albay Halit Bey ve Milletvekili Yusuf Ziya gibi isimler bulunmaktadır. Örgüt yalnızca sivillerden oluşmamış, Türk ordusunda görev yapan bazı subaylar da bu yapılanmaya katılmıştır. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yaklaşık 23 şubesi bulunan örgüt, şifreli yazışmalarla iletişim kurmuş ve bölgede propaganda faaliyetleri yürütmüştür.
Şeyh Said ile Azadî Örgütü arasındaki bağ, hep inkâr edilse de, saklanamayacak boyutlardadır. Şeyh Said, örgütün başkanı olan Cibranlı Halit’in kız kardeşi ile evlidir. Bu durum, iki yapı arasındaki ilişkiyi daha da güçlendirmiştir. İsyanın planlanan başlangıç tarihi 1925 yılının ilkbaharıdır; ancak beklenmedik bir olay isyanın daha erken başlamasına neden olmuştur. Hakkâri’de çıkan Nesturi Ayaklanması sırasında Yusuf Ziya’nın 7. Kolordu'da görevli kardeşi Teğmen Rıza’ya gönderdiği şifreli telgraf yanlış anlaşılmış, kalkışma zamanının geldiği sanılmış bunun üzerine Azadî Örgütü üyesi bazı subaylar erlerle birlikte dağa çıkmıştır. Dağa çıkan birlikteki erlerin büyük kısmı daha sonra birlikten ayrılmış, geriye kalan 32 kişi ise sınırı geçerek İngilizlere sığınmıştır.
Bu gelişmelerin ardından örgütün deşifre olmasıyla birlikte örgüt üyeleri hakkında tutuklamalar başlamış ve bazı kişiler mahkemeye çağrılmıştır. Tanık olarak çağrılan Şeyh Said de bu durumdan şüphelenmiş, büyük isyan planının ortaya çıkarıldığını sanmış ve henüz tam olarak hazır olmayan isyanı başlatmıştır.
İsyancılar kısa sürede organize olmuş ve birçok yerleşim yerini ele geçirmiştir.İsyancıların Genç, Lice, Hani, Palu, Maden, Çapakçur, Varto ve Kulp gibi birçok yerleşim yerini kısa sürede ele geçirmesi, isyanın boyutunun ve devlet otoritesine yönelik tehdidin ne denli ciddi olduğunu göstermektedir. Bu durum Şeyh Said'in mahkemede iddia ettiğinin aksine isyanın irticalen ve anlık bir olay neticesinde değil, uzun süre planlandığının göstergelerindendir.İsyan öncesinde bölgeden gelen ihbarlar, Azadî Örgütü’nün yoğun propaganda ve hazırlık faaliyetleri yürüttüğünü göstermektedir. Hatta bazı mülki idare âmirlerinin, örneğin Genç valisi ve Çapakçur kaymakamının, isyana destek verdiği görülmektedir. Halkın bir kısmının da isyana katılması ayaklanmanın kısa sürede büyümesine yol açmıştır.
Ayrıca şehirleri korumakla görevli bazı jandarmaların Şeyh Said’in müridi olması olayın bir başka vehametini göstermektedir.
İsyancılar en son asıl hedefleri olan Diyarbakır’ı iki kez kuşatmış, ancak şehri ele geçirmeyi başaramamıştır. Diyarbakır’ın savunmasının aşılamaması, isyanın seyri açısından önemli bir kırılma noktası olmuştur.
İsyan sonrasında yapılan yargılamalarda Şeyh Said’in verdiği çelişkili ifadeler, gerçek niyetini gizlemeye çalıştığını gösteriyordu. Ayrıca yakalanan mektuplarında Türk düşmanlığı içeren ve Kürt–Türk ayrımını vurgulayan bir dil kullanması isyanın,dini söylemler kullanılarak başlatılmış olsa da arkasında siyasi ve etnik/milliyetçi emeller olduğunun deliliydi.
Diyarbakır’ın ele geçirilememesi ve devletin kararlı müdahalesi sonucunda isyan güçlükle bastırılmıştı.İsyanın bastırılmasında bölgeyi iyi tanıyan ve Birinci Dünya Savaşı sırasında burada görev yapmış olan Atatürk’ün doğrudan direktifleri etkili olmuştur.