Makedonya Meselesi Üzerine
Fikret Adanır'ın mahut eserine göre "Makedonya sorunu"nu anlamak için öncelikle Osmanlı taşra düzeninde meydana gelen dönüşümlere bakmak gerekir. 18. yüzyıldan itibaren Osmanlı klasik düzeninin temel unsurlarından biri olan iltizam sistemi giderek değişmeye başladı. Vergi toplama hakkının mültezimlere verilmesi, zamanla yerel güç odaklarının ortaya çıkmasına yol açtı. Bu süreçte taşrada ayanlar güç kazanarak ekonomik ve siyasi nüfuz elde ettiler.19. yüzyılda merkezi otorite ayanları ortadan kaldırmaya çalışsa da yerel eşrafın etkisi tamamen ortadan kalkmadı. İltizam sistemiyle oluşan bu yerel güç ilişkileri Balkan köylerinde sosyal gerilimlerin sürmesine neden oldu. Özellikle Makedonya’da köylü nüfus üzerindeki ekonomik baskılar, daha sonra milliyetçi hareketlerin taban bulmasına zemin hazırladı.
Bu durum daha sonraki yıllarda Bulgar devrimci hareketleri tarafından da sık sık dile getirildi. Özellikle VMRO gibi örgütler, köylülerin yaşadığı ekonomik sıkıntıları propaganda aracı olarak kullanarak Osmanlı yönetimine karşı mobilizasyon sağlamaya çalıştılar.
⸻
Makedonya meselesinin gelişiminde en önemli kırılma noktalarından biri Osmanlı millet sistemidir. Osmanlı toplumunda millet kavramı etnik değil dini bir kimliğe dayanıyordu. Bu nedenle Ortodoks Hristiyanlar uzun süre boyunca tek bir dini otorite altında, yani İstanbul’daki Rum Ortodoks Patrikhanesine bağlı olarak kabul edilmekteydi.
Ancak 19. yüzyılda Bulgar aydınları ve din adamları, kendi ulusal kimliklerini geliştirebilmek için bağımsız bir kilise talep etmeye başladılar. Bu taleplerin sonucu olarak 1870’te Bulgar Eksarhlığı kuruldu.
Rum Ortodoks Patrikhanesi bu gelişmeye sert biçimde karşı çıktı. Çünkü kilise sadece dini değil aynı zamanda kültürel ve siyasal bir otoriteydi. Eksarhlığın kurulmasıyla birlikte Bulgarlar kendi kiliseleri ve öğretmenleri aracılığıyla okullar açarak Bulgar ulusal bilincini yaymaya başladılar. Böylece dini ayrışma kısa sürede ulusal bir ayrışmaya dönüştü.
⸻
Makedonya sorununun uluslararası bir mesele haline gelmesinde en önemli dönüm noktalarından biri 93 Harbi olmuştur.
Savaşın sonunda imzalanan Ayastefanos Antlaşması ile Rusya’nın himayesinde geniş sınırları olan bir “Büyük Bulgaristan” devleti kurulması öngörülmüştü. Bu devlet Makedonya’nın büyük bir bölümünü de içine alıyordu.
Ancak Avrupa devletlerinin müdahalesi sonucu yapılan Berlin Antlaşması ile bu proje büyük ölçüde ortadan kaldırıldı ve Makedonya yeniden Osmanlı yönetiminde bırakıldı. Bu durum Bulgar milliyetçileri için büyük bir hayal kırıklığı yarattı. Berlin Antlaşması ile kaybedilen “Büyük Bulgaristan” fikri, Bulgar aydınları ve devrimci komiteleri için güçlü bir siyasi ideal haline geldi.
⸻
Berlin Antlaşması sonrasında Bulgar milliyetçileri Makedonya’da faaliyet göstermek üzere çeşitli gizli örgütler kurdular. Bunların en önemlisi VMRO idi.
Bu örgüt, Makedonya’da Osmanlı yönetimine karşı silahlı mücadele yürütmek amacıyla çeteler oluşturdu. Bu çeteler hem propaganda hem de silahlı eylemler aracılığıyla bölgede sürekli bir istikrarsızlık ortamı yaratmaya çalıştılar.
Bu dönemde meydana gelen bazı önemli olaylar şunlardır:
- Cuma İsyanı(1902)
- Selanik Suikastları (Nisan 1903)
- İlinden İsyanı. (1903)
Makedonya’daki çatışma yalnızca Müslümanlar ile Hristiyanlar arasında değildi. Bölge adeta “kaynayan bir kazan” görünümündeydi. Bulgar, Rum ve Sırp milliyetçi hareketleri Makedonya’yı kendi ulusal projelerine dahil etmek istiyorlardı.
Bu rekabet özellikle kilise ve okul üzerinden yürütülüyordu. Her milliyetçi hareket kendi kilisesini, öğretmenlerini ve okullarını kullanarak Makedonya’daki Slav ve Ortodoks nüfusu kendi tarafına çekmeye çalışıyordu.
⸻
Osmanlı Devleti bölgede düzeni sağlamak için özellikle Selanik merkezli Üçüncü Orduyu görevlendirdi. Ancak Osmanlı subaylarının çete faaliyetlerine karşı yürüttüğü mücadele çoğu zaman büyük devletlerin diplomatik baskılarıyla sınırlanıyordu.
Çete liderleri yakalandığında:
- ya Avrupa devletlerinin müdahalesiyle
- ya da padişahın affıyla
serbest bırakılabiliyordu. Bu durum Osmanlı otoritesinin zayıf görünmesine neden oluyordu.
⸻
Rus-Japon Savaşı sonucunda Rusya’nın yenilmesi Balkan siyaseti üzerinde önemli etkiler yarattı. Rusya’nın zayıflaması Bulgar milliyetçi hareketlerini bir süre için geriletti. Bu dönemde Makedonya’da Rum ve Sırp çeteleri daha fazla ön plana çıktı.
Osmanlı yönetimi ise bu rekabeti zaman zaman birbirine karşı kullanarak bölgedeki güç dengelerini korumaya çalıştı.
⸻
Makedonya’daki istikrarsızlık Avrupa devletlerinin müdahalesine yol açtı. Bu bağlamda 1903 yılında Mürzsteg Reform Programı hazırlandı.
Bu reformların özellikle üçüncü maddesi önemliydi. Buna göre bazı idari sınırlar nüfus çoğunluğuna göre yeniden düzenlenecekti. Bu durum Bulgar, Rum ve Sırp milliyetçi gruplar arasında daha büyük bir rekabet ve şiddet dalgası doğurdu.
Makedonya’daki bu kriz ortamı aynı zamanda Osmanlı subayları arasında kalıcı bir çözüm arayışını güçlendirdi. Bu bağlamda 1908’de II. Meşrutiyetin ilanı, Makedonya sorununa siyasal bir çözüm getirme çabası olarak değerlendirilmelidir.