Hacı Bektaş-ı Veli:Kaynaklar Ne Söylüyor?
1271 civarında vefat ettiği düşünülen Hacı Bektaş-ı Veli ile ilgili bilgi veren en erken kaynak vefatından yaklaşık 80 yıl sonraya tekabül eder. Yaşadığı dönemde ondan bahseden bir kaynak henüz yoktur.
Elvan Çelebi’ye ve Velâyetnâme’ye göre Hacı Bektaş, Sulucakaraöyük’e Doç. Bülent Akın’ın “Oğuzların ana yurdu” olarak nitelediği Diyarbakır sancağından gelmiştir. Akın’ın ortaya koyduğu gibi Oğuzlar Anadolu’ya geldiklerinde o dönem yoğun bir Türkmen nüfusun olduğu Diyarbakır civarına geliyor oradan Anadolu’ya yayılıyordu.
İrene Beldiceanu’nun 15. yy. tapu-tahrir defterleri üzerinde yaptığı araştırma Velâyetnâme’nin dediğinin aksine Hacı Bektaş’ın Sulucakaraöyük’e yalnız bir derviş olarak gelmediğini, “Bektaşlu” adlı büyük bir oymakla geldiğini ortaya koyar. Dönemin çoğu konar-göçer Türkmen aşiretinde görüldüğü gibi Hacı Bektaş, “Bektaşlu” oymağının hem reisi hem de dini önderi idi.
Onun İslam anlayışı hakkındaki en erken ve önemli ipucu “Baba İlyas halifelerinden” denilerek Menâkıbul Kudsiyye’de geçer.Zira bir isyanın önderi olan Baba İlyas-ı Horasanî’nin Türkmen halk inançlarıyla yoğrulmuş İslam anlayışı dönemin kaynaklarına ayrıntısıyla yansımıştır. Eflakî bu hususta bize daha fazla ipucu vermektedir. Eflakî’ye(14. yy.) göre: “Hacı Bektaş’ın marifetle dolu ve aydın bir kalbi vardı. Fakat şeriate uymuyordu.” 15. yy.da yazılmış olan velâyetnâmenin bize anlattığı Hacı Bektaş Veli ile Eflakî’nin çizdiği portre uyum içindedir. Her ikisinde de dinin dış görünüşünü fazlaca önemsemeyen, bununla ilintili olarak yer yer şer’î kuralları çiğnemekte beis görmeyen bir sufi görüyoruz.
Yaşadığı dönemde kendisinden hiç bahsetmeyen kaynaklara bakarsak sadece kendi Bektaşlu aşireti ve Sulucakaraöyük’teki Çepni Türkmenleri arasında etkili olan Hacı Bektaş, nasıl olmuş da 16. yy. itibariyle tüm ocakları kendi çatısı altında toplamayı başarmıştı?
Hacı Bektaş’ın vefatını müteakip Osmanlı sınır bölgesine taraftarlarından gazaya giden akıncı abdallar yoluyla Osmanlıda büyük bir kitle kazandığı anlaşılıyor.
Osmanlı bölgesinde Hacı Bektaş kültünü yayan esas şahsiyetin Bursa’nın fethinde yer alan Abdal Musa olduğunu Aşıkpaşazâde’den öğreniyoruz. Yine Abdal Musa’dan el alan Seyyid Ali Sultan’ın Rumeli’ne Orhan Bey’in büyük oğlu Süleyman Paşa ile beraber ilk geçen gaziler arasında bulunduğu, onlara manevi önderlik yapmanın yanı sıra dervişleriyle beraber bizzat savaşarak fetihlere iştirak ettiği bilinmektedir.
Ayrıca şu da çok önemlidir:15. yüzyılın ikinci yarısı ve 16. yy.ın başlarında Osmanlı Devleti’nin başında çok ciddi bir sıkıntı vardı. Tebaasındaki pek çok Kızılbaş Türkmen,rakip Safevi Devleti’ndeki Erdebil Tarikatı’na bağlanmıştı ve Şah onlara göre mürşid-i kamil idi.Kızılbaş Türkmenlerin Safevi ile irtibatlarını kesmek için mühimme defterlerine yansıdığına göre sürgün, dayak, idam gibi pek çok yöntem denenmiş fakat pek işe yaramamıştı.
Hacı Bektaş ve Pir-evi, burada Osmanlının imdadına yetişti.
Kızılbaşları Osmanlıya bağlamak için bu Türkmenlerin yönünü Erdebil’den Hacıbektaş’a döndürmek rasyonel bir “çözüm” değil miydi?Osmanlı arşiv belgelerinden izlediğimiz tarikatın ikinci piri olarak değerlendirilen ve tüm ocakları tek çatı altında toplamaya çalışan Balım Sultan’a ve Hacı Bektaş’ın soyundan gelenlere açık desteğin bir sebebi buydu.
Tarih bize- biraz da Safevi Devleti’nin yıkılmasıyla- bu planın başarıya ulaştığını gösteriyor...