İçeriğe atla
← Tüm Yazılar
Kapak görseli

BİR MİT NASIL DOĞDU: ÂŞIK PAŞA TÜRKÇEYİ ÖVDÜ MÜ?

Bütün dilbilimcilerin üzerinde uzlaştığı ilkeye göre, bir ibâreye anlam verirken metnin bütününden bağımsız anlam verilemez. Arapların “siyak u sibak” , İngilizlerin “context” dediği bu ilkeye biz “bağlam” deriz.

İşin uzmanı bir zümre dışında neredeyse herkes “Türk dahi bilmez-idi ol dilleri/ İnce yolı ol ulu menzilleri” beytinden hareketle Âşık Paşa’nın Türkçeyi övdüğünü dahası devrinin dil anlayışına tepki göstererek bir çeşit dil bilincine eriştiğini sanır. Oysa durum bu mudur gerçekten?

Metnin bağlamına geçmeden önce Âşık Paşa’nın devrindeki dil anlayışına bakmak gerekir. Prof. Ahmed Ateş’in bildirdiğine göre 14. yüzyılda Anadolu şehirlerinde - bırakalım yüksek tabaka için yazılan eserleri- “avam” için yazılan eserler bile Farsça yazılmaktadır. Şehirlerde okuma yazma bilenler, günlük hayatta bile Farsça konuşmaktadır. Çoğu medresede öğretim dili Farsça’dır. Çok uzağa gitmeye gerek yok, bizim Cacabey Medresesindeki kitabe ve vakfiyelerin Arapça ve Farsça yazıldığını bilmeyen yoktur.

Gelelim Garîbnâme'ye. Âşık Paşa, kitabının önemini anlattıktan sonra Türkçe yazdığı için mahcup olmuş bir şekilde “Gerçi kim söylendi bunda Türk dili” diyerek meseleye başlar. Allah'ı anlatacak Türkçe eser olmadığını,Türklere kimsenin bakmadığını,Türk’ün de(dahi) "ulu menzili" ve "ince yolu" olan “ol dilleri” yani Arapça ve Farsçayı bilmediğini, bundan dolayı zorunluktan eserin Türkçe yazıldığını anlatmaya çalışır. (Bu anlama dikkati ilk çeken dünyaca ünlü Şarkiyatçı E.J.W. Gibb olmuştur.)Hatta bu dizelerin devamında “Dile(eseri yazdığım Türkçeye) bakup maniyi(manayı) hor görmeye” ifadelerinden Türkçe yazdığım için beni mazur görün ama bundan hareketle eseri(manayı) küçük görmeyin, der âdetâ. Çünkü amacı Allah’ı anlatmaktır ve Türkler Arapça ve Farsça bilmemektedir: “Tâ ki mahrum kalmaya Türkler dahi/Türk dilinde anlayalar ol Hakkı”(Burada “Türk” derken köylü ve göçebe Müslümanlar kastediliyor.)O dönem eserini Türkçe yazdığı için âdetâ özür dileyen sürüyle eser vardır ve Garipnâme de bunlardan biridir.

Peki bu “mit” nasıl doğmuştur? Görüldüğü kadarıyla genç Kemalist Cumhuriyet’in aydınları dilde “millileşme”nin çok öncelere gittiğini ispatlamak için böyle zorlama anlamlar çıkarmışlar, daha sonraki nesiller de sorgulamadan bunu devam ettirmişlerdir.

Ali Arslan